istanbul escortistanbul escort ankara escortankara escort beylikdüzü escortbeylikdüzü escort bahçeşehir escortbahçeşehir escort beylikdüzü escortbeylikdüzü escort istanbul escortistanbul escort Yemek Beklemez: Mayıs 2012

31 Mayıs 2012 Perşembe

DÜNYA SİGARAYI BIRAKMA GÜNÜ





Sadece yılda bir gün bile olsa düşünelim hadi, vücudumuzla ilgili; içimizdeki organlarımızla ilgili...

Hepiniz bir çok defalar duymuşsunuzdur ve şaşırmışsınızdır benim gibi...

Mesela;

Mide mukozasının dış tabakası ömrü çok kısa olduğu için 3-4 günde yenileniyor. Eğer yenilenmeseydi, midemizdeki yiyecekleri hazmetmek için kullanılan güçlü asitler, aynı zamanda midemize de zarar verecekti.

Mide ürettiği çok güçlü bir asit olan hidroklorik asitin kendisini de yiyeceklerle birlikte parçalamasını önlemek için, midenin iç duvarlarını tamamen örten mukus sıvısını da salgılar.

Karaciğer kendisini tamamen 6 ayda yenileyebilir. Karaciğerimiz 12 yaşındaki bir çocuğun karaciğeri seviyesinde kalabilir.

Akciğer, bronşlarını yenileyen bir organdır. Bronşlar kendisini 1 yılda karaciğerden gelen yeni hücrelerle yeniler. Soluduğumuz havanın kalitesi ne kadar kötüyse, akciğerlerimizin kendini yenileme işlemi o derece zorlaşır.

Böbrekler, kendilerini özellikle böbrek içi hücrelerini, atar ve toplar damarlarını 6 ayda yeniler. Kanda bulunan zararlı maddeler arttıkça bu yenileme işlemleri zorlaşır.

Kalp, atar ve toplar damarları hatta kalp kapakçığını tamamen yenileyebilen bir organımızdır ve kendini 10- 20 yılda yenileyebilir.

Bağırsaklarımız da kendi iç çeperindeki mukozayı 3-5 günde yenileyebilir.

Dilimiz tat alma moleküllerini sinirler yoluyla beyne iletir, bunu yapabilmesi için dil üzerinde 10 bin tomurcuğun her birinde 50 hücre bulunur. Bu hücreler her 10 günde bir kendini yeniler.

Beynimiz kendini yeniliyemiyor ama öğrenme ve koku alma merkezleri kendilerini yenileyebiliyor. Diğer organlarımızın sağlıklı kalması beynin yaşlanmasını yavaşlatabilmekte.

Damarlarımız o kadar uzunlardır ki; düz bir alana yayılacak olsalar toplam uzunlukları yaklaşık 100 bin km olurdu.

Her yetişkin insanın vücudunda toplam 100 trilyona yakın hücre vardır. Ve bu hücrelerin bir milyon tanesi biraraya geldiğinde ancak bir iğne ucu kadar yer kaplar. Ve vücudumuzda birbirinden farklı 200 çeşit hücre var.

Burnumuz köpekler kadar hassas değildir, ancak 50 bin farklı kokuyu hatırlayabilir.

İnce bağırsağın uzunluğu yetişkin bir insanın boyunun yaklaşık 4 katı uzunluğundadır. Eğer geriye doğru katlanmasaydı, 5-6 metrelik uzunluğu karın boşluğuna sığmazdı.

İnsan vücudunda cildin her santimetre karesinde yaklaşık 32 milyon bakteri yaşıyor. Bunların büyük bir çoğunluğu zararsız.

Eritrosit olarak bilinen kan hücreleri bikonkav (iki yanı çukur) diskler şeklindedir. Kan uzun bir yolda seyahat eder. İnsan vücudunda yaklaşık 96 bin 560 km kan damarı bulunuyor. Çok çalışkan olan kalp, her gün damarların içine 7 bin 571 litre kan pompalıyor.

Tükürüğünüzün içinde yüzmek istemeyebilirsiniz, fakat biriktirseydiniz bunu yapabilirdiniz. Çünkü, bir ömür boyunca insan 25 bin litre tükürük üretiyor. Bu miktar 2 yüzme havuzunu doldurmaya yeter.

Bir adım atmak için 200 kasınızı kullanırsınız.

Tek bir dakika içerisinde 1025 cm3 lük havayı içimize çeker, 4 kilograma yakın kanı vücudumuz içinde devrederiz.

İşte daha bunlar gibi sayabileceğimiz bir çok şaşırtıcı özelliği var vücudumuzun ve bunların farkında olmadan yaşıyoruz. Kendi halinde sakin sakin devam eden bir düzen içinde yaşıyoruz.

Bu işleyen düzeni bozmamak adına yılda sadece bir gün bile yeter sigarasız bir hayatı düşünmeye...











Kaynak :aleminsitesi.com
               mainboard24.com
               gençdiyaliz.com

29 Mayıs 2012 Salı

BAHARATLI SOMON






En az haftada bir kez balık tüketmek gerektiğini söylüyor uzmanlar. Eğer severek yeniyorsa evinizde daha da fazla tüketmek en iyisi. Balık; vücudumuz tarafından yapılamayan doymamış yağ asitleri açısından çok zengin, yani Omega-3 kaynağı. İyot ve selenyum mineralleri açısından da zengin. Balıkların içinde de somon ilk sıralarda yer alıyor yapısındaki Omega-3 fazlalığı açısından.

Somon balığı pembe renkli bir balık ve diğer balıklara göre farklı bir lezzete sahip. Diğer balıklar gibi ayıklama problemi yok, çünkü çoğu yerde dilimlenmiş olarak satılıyor.

Yüksek yağ oranı yüzünden kızartmaya uygun bir balık değil. Izgara ya da fırında pişirmenin daha doğru olduğunu söylüyor uzmanlar.

Somon dilimlerini doğrudan tavaya dizebilirsiniz. Izgara yapar gibi, hiç yağ koymadan.Önceden derilerini ayıklamanıza da gerek yok, çünkü Omega-3 pişerken balığın derisinden etli kısma geçiyormuş. Ocağın ateşini çok fazla açmadan kısık ateşte yavaş yavaş pişirebilirsiniz balıkları, hiç yağ ilavesi yapmanıza gerek yok , sonra öbür tarafını da pişirin yavaş yavaş.Tavadan alırken derilerini ayırabilirsiniz.

Pişirmesi bu kadar basit bir balık, bu sade haliyle bile çok lezzetli.

Ben farklı soslar yapıyorum bazen değişiklik olsun diye...Mesela çok basit bir sos;

Somonlar kendi hallerinde yavaş yavaş pişerken siz başka bir tavaya zeytinyağı koyun, sonra kekik, kuru fesleğen, 1-2  taze biberiye, köri, doğranmış sarımsak ve tuz ile birlikte baharatların kokusu şöyle bir çıkana kadar karıştırın, yakmadan ama. Sonra somonları pişirdiğiniz tavada biriken yağı da bu baharat karışımına ekleyin. Böylece bir sos elde etmiş olacaksınız, fazla değil az bir sos oluyor bu, fazlasına da gerek olmuyor zaten, yeterli geliyor. Çok güzel bir kokusu var bu sosun...

Pişen somonları servis tabağına aldıktan sonra üstlerine hazırladığınız bu baharatlı karışımı gezdirin.

Hem hafif, hem de pratik, tavsiye ederim...



AFİYET OLSUN



27 Mayıs 2012 Pazar

NİŞASTALI MİNİK KURABİYELER




Bakmayın siz onların minik minik olduklarına, boylarından büyük tatları var...bir bardak çayın yanına ve tatlı sohbetlere çok yakışıyorlar.

Ufak oldukları için bir lokmada yemesi kolay kurabiyeler bunlar, her ortam için lezzetli kurabiyeler, uzun yıllardır yaparım hiç beni yanılttıklarını görmedim, her zaman tam kıvamında pişerler, yani yapımı çok kolay. Aslında bu kurabiye Mantar Kurabiye diye bilinir, aynı tarif, ama böyle yemesini daha çok seviyorum ben, minik minik...

MALZEMELER

2 tane yumurta

250 g tereyağ

5 yemek kaşığı toz şeker

400 g mısır nişastası

3 yemek kaşığı un

1 paket kabartma tozu

1 paket vanilya

Bütün malzemeleri karıştırın ve yumuşak bir hamur elde etmeye çalışın, bunun için eğer gerekirse un ilave edebilirsiniz. Sonra ufak yuvarlaklar halinde şekil verip 180° lik fırında çok fazla kızartmadan beyaz kalacak şekilde pişirin. Beyaz beyaz olursa daha güzel oluyor. Farklı şekiller de verebilirsiniz. Piştikten sonra ağzı kapalı bir saklama kabında 15 güne kadar aynı lezzetinde koruyabilirsiniz. En çok da bu özelliğini seviyorum, çünkü hemen bitirmek zorunda kalmıyoruz...  



AFİYET OLSUN



25 Mayıs 2012 Cuma

ENGİNAR VE MANTAR SOTE




Enginar ve mantarı biraraya getirirsek nasıl olur derseniz bu tarifi deneyebilirsiniz. Bence fena olmadı, denemeye değer.

Bolca doğradığınız soğanları zeytinyağında şöyle bir karıştırın, doğranmış sarımsak da ilave edin, doğranmış mantarlarla birlikte karıştırarak çok az pişirin. Sonra enginarları bütün olarak tenceredeki mantarlı karışımın üstüne dizin. Enginarları kendiniz ayıkladıysanız limonlu suyun içinde bekletmeyi ihmal etmeyin, bu kural mantarlar için de geçerli. Mantarları konserve olarak da kullanabilirsiniz. Sonra enginarların üstünü kaplayacak kadar su ilave edin, tuzu  ve limon suyunu da ekledikten sonra kısık ateşte enginarlar yumuşayıncaya kadar pişirin. Ben 8-10 tane enginar için 1 limon suyunu kullandım. Çabuk pişiyor. Piştikten sonra enginarları servis tabağına alın. Geride kalan mantarlı karışıma, doğradığınız maydonoz ve dereotu karışımını ekleyip karıştırın ve bu karışımı enginarların üzerine paylaştırın. Eğer mantarlar artarsa öylece yemesi de güzel...İşte bu kadar, hem kolay hem de lezzetli...



AFİYET OLSUN






KİTAP MİMİ



Arkadaşım Bir Tek Aşk beni mimlemiş. Çok teşekkür ediyorum. Hem de en çok sevdiğim konu ile...

Çok sevdiğim kitaplarımın bulunduğu yer olunca konu hemen gittim kitaplığıma


ve denildiği üzere nereden başlanıldığı farketmez ama yaşım kadar olması sanırım önemli, konsept açısından... evet yaşım kadar saydım ve sıradaki kitabı çektim.


Ve tebessümle baktım, ben bu yazarı ve kitaplarınıçok seviyorum, bahsetmiştim zaten. 

Okurken mutlu olduğum kitaplar...sonra yine yaşımın sayısı olan sayfayı açtım ve işte o da burada...


Ben de bu mimi;




Bloglarına gönderiyorum, haydi bakalım iş başına...









24 Mayıs 2012 Perşembe

REGAİB KANDİLİ



Cömertlik ve yardım etmede akarsu gibi ol

Şevkat ve merhamette güneş gibi ol

Başkalarının kusurunu örtmede gece gibi ol

Hiddet ve asabiyette ölü gibi ol

Tevazû ve alçakgönüllülükte toprak gibi ol

Hoşgörülülükte deniz gibi ol

Ya olduğun gibi görün, ya da göründüğün gibi ol
                                                                Mevlana ( 1207-1273)

Bu öğütleri yapabilme sabrına sahip olma dileklerimle, Regaib Kandiliniz Mübarek Olsun,Dualarımız Kabul Olsun...

İRMİK HELVASI



MALZEMELER

2 su bardağı irmik

1,5 su bardağı şeker

1,5 su bardağı süt

2 su bardağı su

125 g tereyağ ( ya da ½ su bardağı sıvı yağ)

1 yemek kaşığı fıstık ( daha fazla da olabilir seviyorsanız eğer )

Yağ ile birlikte irmikler pembeleşinceye kadar kavrulur. Yağ olarak sıvıyağ kullanıyorum, sadece tereyağlı ya da ikisini de karıştırarak yapabilirsiniz. Pembeleşinceye kadar sürekli karıştırmanız gerekli, yoksa yanabilir. Sonra ocağın üstünden alıp biraz ılımasını bekleyebilirsiniz, süt ve suyu bu şekilde yavaş yavaş ilave ederseniz ocağın batmasını da önlemiş olursunuz, sonra karıştırıp ağzını kapatarak kısık ateşte pilav gibi pişirin. Bu aşamada ayrı bir tavada kavurduğunuz fıstıkları da ilave edebilirsiniz. Ben un helvası yaparken de fıstıkları ayrı bir tavada kavurmayı tercih ediyorum. İrmikler suyunu çekince ocağı kapatıp şekeri ilave ederek karıştırın ve tekrar ağzını kapatarak 10-15 dk bekleyin. Şeker ilavesinden sonra biraz sulanabilir, ama tekrar suyunu çekerek normal kıvama geliyor. Ve sonra tarçın ilavesi ile servis yapabilirisiniz.



AFİYET OLSUN



22 Mayıs 2012 Salı

GÖKKUŞAĞINI ARAMAK




Burada havalar yine yağmurlu. Zaten yıl içinde yağmurlu gün sayısı güneşli günlerden fazla. Bir gün güneş varsa eğer sonrasında iki gün  yağmur yağarsa şaşırmıyoruz artık, bizler alıştık.

Bizler alıştık bu yağmurlara, herkesin çantasında ufak bir şemsiyesi olur, yağmurluk da şart ve yağmur çizmeleri de gerekli eğer çok dışarı çıkıyorsanız, özellikle çocuklar için.

Bizler alıştık da ben esas buralara kısa süreliğine gezmek için gelenlere üzülüyorum. Eğer uzun süren bir yağmur dönemine denk gelirlerse yazık...Farklı farklı ülkelerden gezmeye geliyorlar ve yağmurla karşılaşıyorlar, güneşli güneşli gezmek varken...sonra da akıllarında yağmurlu bir yer olarak kalıyor.

Güneş de var, hem de bir çıktı mı öyle bir yakar ki...

Sabah yağmurla uyanırsınız, hava soğuk, kalın hırkalar giyilir, öğleden sonra bir güneş çıkar sanki yaz ortasındasınız, gün içinde mevsimsel farklar yaşanır işte buralarda.



Olsun, yağsın yağmurlar, nerede olursam farketmez, bahar ve yaz aylarındaki yağmurlardan sonra bir beklentim var çünkü benim, bir kaç kere görünce hep arar oldum, her yağmurdan sonra güneş çıkınca... Çocukken düşünürdüm; gerçekten altından geçince dileklerimiz olur mu diye. Eğer arabadayken görürsem daha çok heveslenirdim altından geçebilmek için. Sonra sonra büyüdükce anladım ki masallardaymış sadece o anlatılanlar.

Bu nedenle, görünce dayanamam uzun uzun bakarım boydan boya uzanan gökkuşağına, rengarenk. Onun için hep aranırım çıktımı diye her yağmurdan sonra...